https://twitter.com/tekirdagsehri/
 
TEKİRDAĞ RESİMLERİ
MENÜ  
  Tekirdag
  Tekirdag Tarihi
  => Tekirdag Tarih
  => Tekirdag Civar Tarihi
  => Tekirdag Tarihi Camileri
  => 57. ALAY SANCAGI
  Tekirdag Tarihi Kisiler
  Ataturk ve Tekirdag
  NAMIK KEMAL
  YAHYA KEMAL BEYATLI
  Evliya Celebi ve Tekirdag
  II. Ferenc Rakoczi
  Mikes Kelemen
  Mikes Kelemen ve Tekirdag
  Tekirdag Muzesi
  Huseyin Pehlivan
  Cerkezkoy
  Corlu
  Ergene
  Hayrabolu
  Kapakli
  Malkara
  Marmara Ereglisi
  Muratli
  Saray
  Sarkoy
  Suleymanpasa
  Namik Kemal Universitesi
  Turizm
  Tekirdag Mutfak Kulturu
  Tekirdag Videolari
  Tekirdag resimleri



Tekirdag Tarih


Video izlemek için fotoğrafı tıklayınız

Roma döneminde Trakya

İ.Ö.197-İ.S.395 Roma askeri müdahelesiyle İ.Ö.197 yılında Trak Kabileleri bağımsızlıklarını kazanırlar. İ.S.46 yılında Trak Krallarından Rhoemetalces III.ün kendi karısı tarafından öldürülmesinden sonra İmparator Cladius, Trakya’yı Romanın bir eyaleti olarak ilhak etmiş atlı sınıfından bir Procuratoru eyaletin idaresine atamıştır. İmparator Cladius Trakya’yı Romanize etmek amacıyla, Trakya’nın iç bölgelerinde emekli Roma askerlerinin yerleştirildiği iki Roma kolonisi kurmuştur.
Bunlardan birisi bu gün Malkara yakınlarındaki Kermeyan Köyünün bulunduğu yerdeki Apri yada Apros adıyla anılan kenttir. Bir diğeri Bulgaristan topraklarında kalan Dealtum’dur. Bu konu Apri’de çıkan asker yazıtlarından anlaşılmaktadır. Roma İmparatoru Septimus Severus döneminde Bizantion’un (İstanbul) Roma’ya başkaldırmasından sonra Bizantionlularla Romalılar arasında yapılan savaşta, Perinthoslular Romalıların yanında yer almış ve Romalılar savaşı kazanmıştır. Romalıların izlediği politika sayesinde Traklar tamamen asimile olmuşlar ve Trakya tamamen Roma hakimiyetine girmiştir. Perinthos (Marmara Ereğlisi) bu dönemde eyalet merkezi olmuştur.

Bizans döneminde Trakya

İ.S.395 – 1354 Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye ayrılmasından sonra Trakya Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu’nun toprakları içerisinde kalmıştır. Bizans İmparatorluğu döneminde batıdan birçok akınlar yapılmıştır. Bunların en önemlileri: Hun akınları (378-559), Avarların akınları (587-626), Bizans İmparatorluğu’nun çöküş döneminde Haçlı seferleri sırasında Latinlerin Bizans’ı ele geçirmeleridir (1096-1261). Doğudan gelen akınların en önemlisi Arap akınlarıdır(673-718). Batıdan gelen akınlar Bizanslıların Trakya’da savunmaları amacıyla birçok kaleler yapmalarına sebep olmuştur.
İl sınırları içinde bu kaleler şunlardır; Şarköy Yenice Köyü Cin Kalesi, Şarköy Elmalı Köyü Kalesi, Malkara Yenidibek Kalesi, Malkara Kermeyan Köyü Kalesi, Şarköy Beyoğlu Köyü Kalesi, Şarköy Uçmakdere Kartalkaya Kalesi, Naip Köyü Kalesi, Misinli Kalesi ve Çorlu Kalesidir. Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Gelibolu üzerinden Trakya’ya geçmelerinden sonra, Bizans İmparatorluğu hem doğudan hem de batıdan kuşatılmış olup, 1453 senesinde Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethedilmesiyle tamamen tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Türklerin Rumeli'ye geçişi

Osmanlı Dönemi ve Türklerin Rumeli'ye geçişi

Malazgirt savaşından sonra Anadolu’da iyice yerleşen Selçuklular, boğazlara dayandılar. Anadolu Beylikleri döneminde özellikle Çanakkale Boğazı üzerinden Rumeliye yapılan akınlar sıklaştı.
Trakya’nın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesi de bu akınların ardından oldu. Aynı zamanda Türkler bu akınlar esnasında bölgeyi iyice tanıdılar. Karasi, Aydın ve Osmanoğulları beylikleri, Tekirdağ’a başlıca yedi akın yaptılar. Süleyman Paşa komutasındaki Türkler 1354 yılında Rumeliye kesin olarak geçmeden önce Bizans İmparatorları ile Türkler arasında uzun süren samimi ya da çıkara dayanan ilişkiler görülmektedir. İlk olarak 1320’li yıllarda Bizans’taki taht kavgası sırasında güç durumda kalan Kantakuzenas, Aydınoğulları’na başvurarak yardım talep etti.
Aydınoğlu Umur Bey donanmasıyla harekete geçerek Bulgarlar’ı Dimetoka’dan (Edirne) kovdu. 1344’te Latinlerin İzmir’i işgal etmeleri, Aydınoğullarını ve onlardan yardım uman Kantakuzenos’u zor durumda bıraktı. Kantakuzenos Umur Bey’in teklifiyle Orhan Bey’e başvurdu ve ondan aldığı yardım ile 1346’da Edirne’yi ele geçirdi. Yine 1349’da Sırplar Selanik’i kuşatınca Bizans İmparatoru tekrar Türklerden yardım istedi. Orhan Bey, Süleyman Paşa komutasındaki orduyu Rumeliye göndererek Selanik’in kurtarılmasını sağladı. 1348’de Çanakkale Boğazını aşan akıncılar bu kez Tekirdağ’da görünerek kıyı bölgelerini ele geçirdiler ve Vize’ye kadar yaklaştılar.
Asıl imparator İannes ile egemenlik savaşını sürdüren Kantakuzenos zor duruımda kalınca yeniden Osmanlılara başvurdu. Yapacakları yardım karşılığında Gelibolu’da bir kaleyi armağan olarak vermeyi teklif etti. Bizanslılar 1352’de Gelibolu’da Çimbi Kalesini Osmanlılara teslim etti. Buraya yerleşen Süleymen Paşa kısa sürede durumunu sağlamlaştırdı. Bu arada Gelibolu Türkler tarafından ele geçirildi(1354).
Süleyman Paşa beraberindeki Lalaşahin Paşa, Hacı İlbey, Evrenos, Gazi Fazıl ve Yakup Ece ile Trakya’nın fethine hazırlandı. Bu arada Bizans’ın Sırp, Bulgar ve Macarlarla anlaşarak saldırıya geçme ihtimalini göz önüne alan Süleyman Paşa çabuk davranarak Şarköy İlçemizin topraklarını ve o zamanki adı “Od Köklük” olan Balabancık’a ve Müstecablu’ya (Müstecep) uzanan yerleri alarak Tekirdağ’a kadar bu bölgeyi tamamen ele geçirdi. Bu arada Osmanlıları Rumeliye çıkartmakla, imparatorluğu büyük bir tehlike ile karşı karşıya bıraktığını anlayan Kantakuzenos Orhan Bey’e başvurarak Çimbi Kalesini kendisine satmasını ve birliklerini buradan çıkarmasını istedi.
Orhan Bey Çimpe kalesini satabileceğini ancak fethedilen yerlerden çıkılmayacağını söyledi. Bizans merkezindeki karışıklıklardan yararlanan Süleyman Paşa fetih hareketlerini hızlandırarak; Malkara, Keşan, Hayrabolu, Tekirdağ (1357), ve Çorlu’yu (1358) ele geçirdi. Çorlu’nun alınmasıyla İstanbul-Edirne yolu kesilmiş oldu. Fakat 1357’de Süleyman Paşa ölünce fetih hareketleri duraklama gösterdi.
Şehzade Murat en küçük duraklamanın bile Rumeli’deki tüm toprakların yitirilmesine sebep olacağını düşünüyordu. Süleyman Paşa’nın ölümünden sonra fethedilen yerler korunmamış ve kısa bir süre içinde Çorlu ve Tekirdağ yöresi Bizanslıların eline geçmiştir. Harekete geçen Osmanlılar 1359’da Çorlu’yu yeniden ele geçirdiler. Bundan sonraki hedef Edirne idi. Lüleburgaz alındıktan sonra Osmanlı ordusu Babaeski’ye yerleşti. Ordunun sol kanadını komuta eden Hacı İlbey Malkara, İpsala ve Dimetoka’yı (Edirne) aldı. Edirne’nin fethinden sonra (1361) yöre bütünüyle Türklerin eline geçti.

Tekirdağ ilinin Türkleşmesi

Padişah I.Murat, fethettiği toprakları Malkara ve Şarköy’den başlayarak Ahi büyüklerini Malkara civarına, Türkmen ve Yörükleri Şarköy, Tekirdağ, Hayrabolu ve Çorlu yöresine yerleştirmeye başladı. Karasiden başlayarak Tokat, Sivas, Kayseri, Kütahya ve Ermenek’ten gelen Türkler ilimizin ilk Türk sahipleri oldu. I.Murat bu göçmenlerin Rumeliye geçirilmesi için Ceneviz gemicilerine 1363 yılında altmış bin altın vermişti.
Tekirdağ Osmanlı Türk şehri olarak gelişti. Kasaba toprakları Gazi Murat Beyden sonra Hekim Baş’lara arpalık olarak verildi. En büyük Yörük Beyleri Tekirdağ, Vize, Hayrabolu ve Çorlu’da otururdu. Beyler kendilerine şartlı olarak verilen bu çiftliklerde atlı ve yaya asker beslerdi. Çiftliklerde kurulan Müsellim Ocakları, yeniçeri teşkilatı ve Sipahi teşkilatları gelişince, yörükler ve onlardan kurulmuş sipahi ocakları geri hizmete alındılar. Devletin donanma, kale, köprü, yol, derbent, resmi yapı onarımı, su yolları işlerinde bazı vergilerden muaf tutularak çalıştılar.
Zamanla bu teşkilatlar kaldırıldı. “Evlad-ı Fatihan” adı altında II.Murat zamanına kadar geldi.

Evliya Çelebi Tekirdağ için “Topkeşen Yörük beylerinin tahtgahı’dır” der. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş devrinde çok sayıda Türk boyları Tekirdağ ili topraklarına yerleştiklerinden, bugünkü köy ve çiftlik adlarımız arasında Oğuzlara, Avşarlara, Danişmentlilere, Dulkadirlere, Bozoklulara, Karamanlılara, Saruhanlılara, Aydın ve Karesi Oğullarına, Suriye ve İran Yörüklerine ait olanları çoktur.

Örneğin;

Karaman Oğullarından; Şerefli, Davutlu
Oğuzlardan; Kayı, Kınık, Karaevli ve Yazır
Danişmentlilerden; Kaşıkçı
Saruhanlılardan; Doğucalı, Deliler, Karahalil, Kuyucu
İran Yörüklerinden; Bayramşah, Kazancı

Fetih sırasında Tekirdağ’ın bulunduğu yer bir çiftlik arazisi durumundaydı. Barbaros’ta bulunan kent o zamana kadar etrafı surlarla çevrili idi. Osmanlılar’ın Trakya’yı fethi sırasında Tekirdağ toprakları üs olarak kullanılmıştır.
I.Murat, 1366’da Gelibolu’daki Ahi Reislerinden Ahi Mustafa’yı Malkara’ya yerleştirdi. 1373’te Bizanslılar, Vize yöresini yağmaladılar. Bunun üzerine I.Murat, hemen Gelibolu’ya geçerek güçlerini Malkara’da topladı. Burasını üs durumuna getirdi. Lalaşahin Paşa’yı İpsala yolundaki Firecik Kalesini almakla görevlendirdi. Kendisi de Çatalca yöresine doğru yürüyünce Bizans imparatoru barış istemek durumunda kaldı. Bundan sonra

Tekirdağ ve yöresi uzunca bir zaman barış içinde yaşadı.

Tekirdağ'da yürükler

Tekirdağ ve Vize başta olmak üzere Hayrabolu, Malkara, Çorlu önemli Yürük merkezleriydi. Yürükler’den istenen görevleri yoluna koymak ve başlarında bulunmak yürük beylerine düşmekteydi. Yürükler’in devlete karşı sürekli yükümlülüğü vardı. Devlet de onlara yer vermiş ve vergilerden muaf tutulmuştu.
II.Mehmet (Fatih ) döneminde Yürükler üzerine ilk kanunname çıkarıldı ve Yürük ocakları kuruldu. Yerleşik ve özel statüye bağlı Yürükler’e Müsellem dendi. Müsellem ocakları, yürükler’den kurulmuştu ve başlangıçta atlı savaşcı bir sınıftı. Daha sonraları yavaş yavaş geri hizmete alındı. Yürük ocaklarıyla aynı görevleri yerine getirmeye başladı. Müsellemler köy ve çiftliklerin kendilerine ayrılmış topraklarında, başta at olmak üzere, hayvancılık ve çiftçilik yaparak, vergi ödemeden geçinirlerdi.
Bunda başka Müsellem çiftlikleri alınıp satılamaz ve tapuya bağlanamazdı. Bu çiftlikler başkaları işlerse, vergisini Müsellemler alırdı. Savaşlara her ocaktan iki nöbetli gider, bunların masraflarını geri kalan yamaklar karşılardı. Çiftlikler, Müsellemler’ce ortaklaşa işlenir ve yıllık gelir aralarında paylaştırılırdı.
Savaşa gitmeyene bu pay verilmez ve bunların payına, devlet adına, mevkufat emini denilen görevli el koyardı. Yürükler’in görevleri barış ve savaşta değişirdi. Savaşta, yol açmak, hendek ve siper kazmak, top çekmek gülle ve ağırlık taşımak, askere zahire ulaştırmak, köprüleri, kara ve su yollarını korumak ve onarmak, maden ocaklarında, tersanelerde çalışmak, gemilere gereç ve kereste taşımak, köprü, su yolu yapmak ve onarmak başlıca görevleriydi. İşlek yolların, güvenlik açısından önemli yerlerinde nöbet tutmak gibi bir görevleri de vardı.
Buna derbentçilik adı verilirdi. Derbentin çevresindeki köylerden bu işe istekli bulunmazsa ya da derbent çok önemliyse, koruma Müsellemlere verilirdi. Yürükler, barış dönemindeki çalışmalırıyla, devletin askeri ve ekonomik gücünü arttırırlardı. Savaştaki barışın temeli olan geri hizmetler, yürük ocaklarınca, masrafsız ve kolayca sağlanıyordu. Osmanlılar, bu yüzden Yürük oacaklarını yaşatmaya büyük özen göstermişlerdir. Kimi zaman işlerin iyi yürümesi için, Türk Yürükler’in arasına Müslüman olmuş ya da olmamış Hiristiyanlar’ın, Anadolu’dan gelme bekarların girmesine de izin veriliyordu.
Yürük ocakları donanma hizmeti için kıyılarada, yol, köprü, menzil yapma, zahire toplama için anayolların üzerinde, maden işletmelerinin yakınlarında konar göçerlerdi. Bu nedenle Yürükler Tekirdağ, Çorlu, hayrabolu, Malkara yörelerinde toplanmışlardı Genellikle bir Yürük ocağı 24 kişiden oluşurdu. Bunların içinde 1 kişi eşkinci seçilirdi. Yürük ocaklarının yönetim ve denetim işlerini subaşılar, yürük beyleri, zaimler, seraskerler, alaybeyleri ve kadılar görürdü. Çeribaşı, eşkincileri toplamak, göndermek ileri uğraşırdı. Çeribaşının zeameti vardı. Yürükler’in özel işleri çeribaşlarca görülür, devlet işlerini subaşı Yürükbeyi, serasker, alaybeyi, sancakbeyi ve kadı üstlenirdi. Serasker, Yürükler’in içinden, divanca atanırdı.
Yürükler’in görevi, ağır ve sürekliyidi. Angarya sayılabilecek işlerin savaş ve barışta sürüp gitmesi ve giderek artması, Yürükler arasında genel bir hoşnutsuzluğa yol açtı. Yürük kanunnamesinin sıkı hükümlerine karşın, Yürükler toprağa bağlanmaya, işten kaçmaya başladılar. Bu durum 1691’e değin 1 yüzyıl sürdü. II. Viyana kuşatmasından sonra başlayan bozgunun önlenmesi için Osmanlı Devleti, bazı önlemler alma youna gitti. Bu önlemlerden birisi de Yürükler’in “Evlad-ı Fatihan” adı altında yeniden örgütlenmeleriydi. Bu dönemde Tekirdağ’dan ancak 150 kişi “Evladı Fatihan”a kaydedilebilmişti

Baba-Oğul iki padişahın savaşı

Büyük karıştıran'da baba-oğul iki padişahın savaşı

Padişah II.Beyazıt’ın tutumunu beğenmeyen ve kardeşi şehzade Ahmed’in Padişah yapılmak istendiğini anlayan şehzade Yavuz Selim, kayınpederi olan Kırım Hanından aldığı Tatar askerleri ile Edirneye gelmiş ve babası II.Beyazıt ile Büyükkarıştıran’da karşılaşarak savaşmıştı (1511). Selim Ağustos ayında yapılan bu savaşı kaybetti. Yanındaki çoğu Tatar olan kırk bin kadar kuvvet dağıldı. Buradan İğneadaya kaçarak bir gemi ile Kırım’a döndü. Yavuz çoktan beri göremediği babasının elini öpmek için geldiğini bildirmişti.
Fakat şehzade Ahmed’i tutanlar, araba içinde bulunan padişaha örtüyü kaldırarak “Elinizi öpmeye gelen oğlunuzun kuvvetini görün, mürettep ve müsellah askerlerle oğul babayı böyle mi ziyaret eder” diyerek baba-oğul savaşını körüklemişlerdir. Fakat sonra olaylar Yavuz’dan yana gelişerek babasının yerine padişah oldu (1512).

1.(Birinci) Dünya savaşında Tekirdağ

Tekirdağ I.Dünya Savaşında özellikle Çanakkale cephesinde önemli rol oynamıştır. Savaşın başında Sofya Ateşemiliteri olan Kaymakam Mustafa Kemal Bey Tekirdağ’da 19.Tümeni kurmakla görevlendirildi. 2 Şubat 1915’te Tekirdağ’a gelen Mustafa Kemal’in çok sıkı çalışmalarıyla 25 günde hazırlanan 19.Tümen 25 Şubat 1915’te Maydos’a geçti. Tekirdağ Çanakkale savaşlarında büyük kahramanlıklar yaratan 19.Tümenin kurulduğu şehir olarak tarihte şerefli bir yer almıştır.

Çanakkale savaşları ve Tekirdağ

“Tekirdağ, Çanakkale Savaşları sırasında, limanı, hastanesi ve iskelesi oluşu sebebiyle önemli bir merkez oldu. Savaş sırasında binlerce yaralı ufak tonajlı vapurlarla taşınıp, demir iskeleden kolordu ve memleket hastanelerine (devlet hastanesi) getirilip tedavi edildi. Rüstem Paşa Camii önündeki Cemâat-ı İslamiye binası yaralıların taşındığı diğer bir bina idi. Kolordu merkezi hastane haline getirilmiş geniş bahçesine çadırlar kurulmuştur. Ameliyatlarda malzeme noksanlığı yaşanıyordu.

Mondros mütakeresinden sonra Tekirdağ

1919 yılında Yunan birliklerinin Trakya’yı işgal etmeleri ile cesaretlenen Trakya Rumları, Trakya’nın Yunanistan’a katılmasını sağlamak amacıyla Trakya komitesini kurdular. Teşkil ettikleri çetelerle köyleri basarak, yolları keserek, halka büyük ölçüde zarar verdiler.
16 Mart 1920 günü İstanbul’un işgal edildiği sırada, bir İngiliz savaş gemisi Tekirdağ’a gelerek bir direniş olduğunda şehri topa tutmakla tehdit etti. Buna rağmen Trakya’daki Türk kolordusu silah depolarına el koyarak, Trakya’nın savunulması için düzen aldı. Ne var ki bu güzel davranışa karşı Tekirdağ mutasarrıfı ve tümen komutanının padişah tarafını tutmaları, halkı ikili anlayışa sürükledi.
Bu olaylar üzerine Trakya ve Paşaeli Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Lüleburgaz’da bir kongre topladı. Tekirdağ delegelerinin de katıldığı bu toplantıda Trakya’nın elbirliğiyle savunulması kararlaştırıldı. İstanbul ile ilişki kesilerek, Anadolu’ya bağlanıldı. Fransız ve İngiliz delegeleri arasında SanRemo’da yapılan anlaşmaya göre, Trakya’nın Yunanlılar’a verileceği haberi, bütün Trakya Türkler’i üzerinde büyük bir tepki yarattı. Bu defa aynı dernek yine Tekirdağ delegelerinin katılması ile 9-14 Mayıs 1920 günleri arasında Edirne’de bir kongre daha topladı. Trakya’nın elbirliğiyle düşmana karşı savunulması kararlaştırıldı.

Tekirdağ’lı kadınlar gönüllü hemşire olarak tedavi hizmetlerinde çalışıtılar. Evlerinden getirdikleri yatak, yorgan ve çarşafı sargı bezi olarak kullanıyorlardı. Şehitler, memleket hastanesi bahçesi (halen yurt binasıdır), Namazgâh Mezarlığı kumluk semtinden başlayarak, İmam Hatip Lisesine kadar ve Muratlı Caddesi yolu üzerine kadar büyük bir alana gömülüyordu. Namazgâh Mezarlığında 10 bine yakın Çanakkale şehidi yatmaktadır.

Türklerin ve Azınlıkların durumu

Mütakereden sonra Türklerin ve Azınlıkların durumu

Ermeniler

Şehirde bulunan Ermeniler, İttihat ve Terakki hükümetinden çekinerek, Suriye ve Güney Anadolu’ya gitmişlerdi. Bıraktıkları mal ve mülkler komisyonlarca açık arttırma ile satıldı. Mütarekeden sonra Ermeniler şehre dönerek mal ve mülklerini geri istediler. Bu durum, Türkler’le Ermeniler arasında anlaşmazlık çıkmasına sebep oldu. Konuya İtilaf Devletleri el koydu. Bundan yüz bulan Ermeniler, Türkler’e zulüm etmeye başladılar. Bazı Ermeniler’in malları iade edildi. Kazım Karabekir’in Tekirdağ’a gelişi ile Ermeniler sindiler.

Rumlar

Trakya’nın Yunanistan’a katılması inancında bulunduklarından büyük sevinç içindeydiler. İstanbul-Edirne demiryolu muhafızlığı onlara verilmişti. Gizli çalışmalarla işgale hazırlanıyor, Yunan Kızılhaçı ile işbirliği yapıyorlardı. Yerli Rumlar’a Yunanlılar, elbise, bayrak ve cephane gönderiyorlardı.

Yunan İşgali 

Yunanlılar Trakya’nın batı ve güneyine saldırmak üzere hazırlığa giriştiler. Batı Trakya’dan Meriç boylarına yığınak yaptılar. İngiliz ve Yunan savaş gemilerinin desteğinde, Tekirdağ kıyılarına Mazarakis komutasında çıkartma yapmaya karar verdiler. Trakya cephesi komutanlığına da Zimvrakakis getirildi. Türk Birliklerinin Genel Komutanı Cafer Tayyar Bey’di. Trakya Kolordusunun er sayısı 17 bin civarında idi. Malkara’da 60.Tümen’in Topçu Alayı, Şarköy ve Yeniköy’de 185.Piyade Alayının bazı birlikleri, Çatalca,Çerkezköy, Muratlı, Hayrabolu, Çorlu ve Tekirdağ’da 55.Tümen bulunuyordu. Bu tümenin 168.Piyade Alayı Çatalca ve Çorlu’da, 170.Piyade Alayı Hayrabolu ve Malkara’da, 171.Piyade Alayı ile 55.Tümene bağlı Dağ Topçu Taburu Tekirdağ sırtlarında yer almışlardı. Yunan saldırısına karşı biri Edirne-Keşan-Malkara-Tekirdağ, öteki Tekirdağ-Çorlu-Çerkezköy olmak üzere batıya ve güneye karşı iki savunma hattı kurulmuştu.
Türk cephesinin Istrancalar ve Bulgaristan tarafları güvenli idi. Boğazların İtilaf devletleri tarafından işgali ve Marmara’da düşman gemilerinin bulunması, Trakya’nın Anadolu ile ilişkisini kesmiş ve savunmasını zorlaştırmıştı. 20 Temmuz 1920 günü Yunanlılar, Sultanköy, M.Ereğlisi, Değirmenaltı ve Tekirdağ dolaylarına çıkarma yaparak Çorlu ve Tekirdağ üzerine yürüdüler. İşgal olayını, İngiliz zırhlısıyla Yunan Kralı’nın bindiği Averof ve Kılkış zırhlıları ile iki Yunan torpido muhribi koruyordu. Çıkartmaya 171.Alay karşı koyduysa da şehirdeki Rum ve Ermeniler’in içerden savaşa katılmaları sonunda birliklerimiz gerilediler. Askerler dağıldı. Büyükkarıştıran’a doğru çekildiler. Tekirdağ işgal edilerek Yunan Kralı Aleksandr karaya çıktı. Yunanlılar Tekirdağ’ı kendilerine katılmış farzettiklerinden önceleri halka iyi davrandılar. Anadolu’da Yunan kuvveti kırılmaya başlayınca, onbinlerce Rum, Tekirdağ’a kaçtı. 1922’de Tekirdağ, işgalinin en acı günlerini yaşadı. Bu durum Mudanya Mütarekesine kadar sürdü.

Tekirdağ'ın kurtuluşu

Kurtuluşu gerçekleşen kasabalarda emniyet görevini jandarma birlikleri, mülki görevleri kaymakam, nahiye müdürü, vali veya vekili, nüfus memuru, iskan memuru, mal memuru veya defterdar ile varsa memuru vs. yükleniyordu. İdare T.B.M.Meclisi hükümetine bağlıydı. İstanbul hükümeti fiili olarak ortadan kalkmıştı. 13 Kasım 1922 günü sabah namazı vakti Tekirdağ’ına devir teslim töreni için bir araba hazırlanmış ve Tümen komutanı Salih (Omurtak), jandarma müfettişi Cemil Cahit Bey (Orgeneral Cemil Cahit Toydemir), Trakya Paşaeli Cemiyeti temsilcisi şakir (Yorulmaz) Bey, o zaman üsteğmendi, Tekirdağ Paşaeli Cemiyeti temsilcisi Av.Hüseyin Rahmi Bey (Rahmi Ertin) Tekirdağ’ına doğru yola çıkmışlardı.
Üç gün önce ise; Yunanlılar ve Ermeniler, yerli Rumlar 10 Kasım’dan itibaren Tekirdağ’ını terketmeye başlamışlardı. Bunlardan bir kısmı trenle Muratlı üzerinden, bir kısmı arabayla Malkara, Keşan istikametinden, bir kısmı ise demir iskeleye yanaşan gemilere eşyalarını alıp gidiyorlardı. Karayolu ile gidenler, Türk’lerden bazı arabalar ve hayvanat gaspetmişlerdi. Türk gençlerinden kurulu düzensiz çetelerde bunları geri almaya çalışıyorlardı. Yunanlıların işledikleri suç sayısını azaltmak için İngiliz ve İtalyanlar beraberce devriye geziyorlardı. 12 Kasım gecesi yerli milislerden Paşa Halid’ın Osman, Ermeni ve Rumların çoğunlukta bulunduğu Peştemalcı Caddesi köşe kahvesine bir Türk bayrağı asmış ve halkın galeyanına sebep olmuştu.
İngilizlerin ısrarına rağmen Paşa Halid’ın Osman bayrağımızı indirmiyordu. İngilizler Osman’ı müftüye şikayet ettiler. Müftü Peştemalcıya geldi; “-Oğlum Osman, heyecanını anlıyorum. Bak kurtuluşumuza bir akşam kaldı rica ediyorum. Sabırlı ol evladım.” diyerek rica, minnet bayrağı indirdi. İngilizler uzaklaşınca, daha evvel hiçbir Türk’ün giremediği bu mahalleye ilk olarak bayrağımız girmiş oldu. Kasabada mülki idareyi tesis edecek zevat daha önce başka vasıtalarla gelmişlerdi. Tekirdağ içinden ve köylerinden gelen vatandaşılarımız sabahın erken saatlerinde Muratlı Caddesi üzerindeki Namazgah’a doğru çıkıyorlardı. (Namazğah halen İmam Hatip Lisesi ve Polis lojmanlarının bulunduğu sahadır) Muratlı caddesinde bugün şehitlik merdivenleri olan yerde zafer takları kurulmuştu.
Tak çiçeklerle süslenmişti. Kat kat davullar, klarnetler çalıyor, halk kurtarıcılarını bekliyordu. Kasabanın her tarafı Türk bayraklarıyla donatılmıştı. Hava soğuk ve rüzgarlı idi. Topluluk mevcudu 5000 kişiyi geçmişti. Bando ve Mızıka takımı zafer marşları çalıyordu.
Takı zaferin arkasında bir fayton içinde siyahlar giyinmiş ve yüzü örtülü bir küçük Türk kızı vardı. Derken silah sesleri duyulmaya başladı. Temsili Türk birlikleri geliyor ve Yunan askerlerini teslim alıyorlardı. Bu sembolik savaş sahnesinden sonra kurtarıcı asker, İstanbul’dan gelen heyetle beraber Zafer Takı önüne geldiler. Kalabalık arasından bir ses yükseldi. “-Geliyorlar!..” Salih Omurtak ve arkadaşları otomobillerinden indiler, kurdela ve kurbanlar kesildi. Salih Omurtak; “-Tekirdağ’lılar geçmiş olsun” diyerek, sulh kızının siyah örtüsünü kaldırdı. Bando mızıka takımı; “Ankaranın taşına bak, ankara için için, gözlerimin yaşına bak, hep ağlıyor İzmir için, Yunan Türk’e köle oldu şu feleğin işine bak, Kemal Paşa Yemin etti, Atina’yı almak için” şarkısını binlerce Tekirdağ’lının eşliğinde söylerken, Salih Omurtak, Cemil Cahit bey ve arkadaşları önde, askerler ve mülki erkan arkada onları takip eden Tekirdağ okulları ve halkı konvoyu korteje eşlik ediyorlardı.
Topluluk hükümet önüne geldi. Jandarma Yüzbaşı Arif Bey, Türk bayrağını çekerken 2 yıl 3 ay 24 gün süren Yunan esareti sona ermişti. Askeri birliklerin bir kısmı da aynı saatlerde demir iskeleye yanaşan bir gemiyle geldiler. Burada merasimle karşılanan birliklerin kumandanı Jandarma yüzbaı Nihat Bey, Tekirdağ Belediye binasına Türk bayrağını çekti. Kurtuluş gecesi fener alayları düzenlendi. Çorlu 1 Kasım, Malkara ve Hayrabolu 14 Kasım, Muratlı 2 Kasım, Çerkezköy, Saray ve Marmara Ereğlisi 30 Ekim, Şarköy 17 Kasım tarihlerinde Yunan işgalinden kurtuldular.
TEKİRDAĞ  
 
 
 


TEKIRDAG TEKİRDAG gram altın altın

Web'te Türkçe

 
Reklam  
   
Bugün 5 ziyaretçi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
www.sinemalar.com
www.sinemalar.com

Hazırlayan : Serkan