https://twitter.com/tekirdagsehri/
 
TEKİRDAĞ RESİMLERİ
MENÜ  
  Tekirdag
  Tekirdag Tarihi
  Tekirdag Tarihi Kisiler
  Ataturk ve Tekirdag
  NAMIK KEMAL
  YAHYA KEMAL BEYATLI
  Evliya Celebi ve Tekirdag
  II. Ferenc Rakoczi
  Mikes Kelemen
  Mikes Kelemen ve Tekirdag
  Tekirdag Muzesi
  => Namik Kemal Evi Muzesi
  => Tekirdag Rakoczi Muzesi
  => Tekirdag Tarihi Binalar
  => Tekirdag Tarihi Kopruleri
  Huseyin Pehlivan
  Cerkezkoy
  Corlu
  Ergene
  Hayrabolu
  Kapakli
  Malkara
  Marmara Ereglisi
  Muratli
  Saray
  Sarkoy
  Suleymanpasa
  Namik Kemal Universitesi
  Turizm
  Tekirdag Mutfak Kulturu
  Tekirdag Videolari
  Tekirdag resimleri



Tekirdag Muzesi
TEKİRDAĞ MÜZESİ

TEKİRDAĞ MÜZESİ
Tekirdağ Müzesi 1967 yılında bugün Beden Terbiyesi Müdürlüğü'nün bulunduğu binada hizmete girmiştir. 1977 yılına kadar küçük bir teşhir salonunda hizmetini sürdürmüştür. 1976 yılında Vali Konağı olarak kullanılan bugünkü müze binası Valilik tarafından, müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı'na tahsis edilmiştir. Tekirdağ Müzesi 28 Aralık 1992'de ziyarete açılmıştır.


  
NaipTümülüsü Odası
Taş Eserler Salonu
Perinthos (Marmara Ereğlisi), Heraion (Karaevlialtı), Byzante (Barbaros), Apri (Kermeyan) ve Tekirdağ’ın diğer ilçe sınırları içindeki örenyerlerinde bulunmuş steller, adak stelleri, heykeller, heykelciklerden oluşan taş eserler ile Naip Tümülüsü odası buluntuları sergilenmektedir. Arkeolojik Küçük Eserler Salonu Tarih öncesi çağlardan Bizans Dönemine kadar olan süre içinde yapılmış olan eserlerden pişmiş toprak ana tanrıça kabı, günlük kullanım kapları, krater ve amphoralar, madeni heykelcikler, kaplar, mızrak uçları, ok uçları, fibulalar, cam ve taş takılar, koku şişeleri, süs eşyaları ile madeni paralar sergilenmektedir.

 
Osmanlı Dönemi Tekirdağ Sancağı
Etnografya Salonu
Osmanlı ve yakın dönemlerde kullanım pişmiş toprak sırlı kaplar, ateşli ve kesici silahlar, gümüş takılar, Tekirdağ yöresi kadın ve erkek kıyafetleri, hamam takımları, el işlemeleri sergilenmektedir. Karacakılavuz dokumaları ile eski Tekirdağ yatak odası da bu bölümde teşhir edilmektedir. Tekirdağ Odası 19. ve 20. yüzyıl başlarını canlandıran bir oda iç fonksiyonlarıyla tasvir edilmiştir.


Açık Teşhir
Müzenin beş teraslı geniş bahçesinde Tekirdağ çevresinde bulunan Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari parçalar, lahitler, mezar taşları, yazıtlar, sütunlar, heykeller, mil taşları ve kabartmalar teşhir edilmektedir.Ayrıca yazlık oturma mekânlarının çevresinde Osmanlı Dönemine ait Tekirdağ meydan çeşmesi ile bir sebil teşhir edilmektedir. Müze bahçesinde ziyaretçilerin ve halkın oturabileceği çay bahçesi düzenlenmiştir. Tekirdağ Tarihi Marmara Bölgesi deniz ve kara yolları üzerindeki stratejik konumu, iklimi, tarıma elverişli toprakları, bitki örtüsü, av hayvanlarının zenginliği ile her dönemde yerleşmeye uygun önemli bir bölgedir.Yapılan araştırmalarda Tekirdağ’ın tarih öncesi çağlarda iskân edilmiş olduğu anlaşılmıştır. Paleolitik (Eski Taş) ve Neolitik (İlk toprağa yerleşme) çağlara ait bir yerleşme yeri bulunmayan Tekirdağ’da Saray İlçesi’ndeki Güngörmez ve Güneşkaya mağaraları ile Marmara Ereğlisi’ne 4-5 km. uzaklıktaki Toptepe Höyük’te Kalkolitik Çağ (5000-3000) buluntularına rastlanmıştır. Mağaralarda kazı yapıldığında Paleolitik Çağ kalıntılarının da bulunması olasıdır. Tekirdağ sahil şeridinde, yüzeyde yapılan araştırmalara göre yöre İlk Tunç Çağında (İ.Ö. 3000-2000) yoğun olarak iskân edilmiştir. Trakya’da Son Tunç Çağı ile Erken Demir Çağında (İ.Ö. 1400-1000) büyük bir göç dalgası olmuştur. İzlerine Ergene ve Meriç havzasında rastlanan bu göç dalgasından sonra karanlık bir dönem başlamaktadır. Bu çağda Anadolu’da kurumlaşmış devletlerin (Hitit) varlığına karşılık, Trakya’da Proto-Thrak olarak tanımlanan ve toplumsal örgütlenme bakımından çok daha geri düzeyde toplulukların var olduğu görülmektedir. Tekirdağ sınırları içinde de yaşamış olan Trakya’nın yerlileri Thraklar hakkındaki bilgiler son derece kısıtlıdır. Homeros (İ.Ö. 9. yy.) İlyada adlı destanında at besleyen Thraklar’dan, onların kralları Rhesos’tan, Thrakyalı kahramanlardan ve savaşçı kişiliklerden bahsetmektedir. Tarihçi Herodotos (490-435) Thrakların yeryüzünde Hintlilerden sonra en kalabalık kavimler olduğunu ancak hiçbir zaman birlik kuramadıklarını yazmaktadır. Gerçekten Thraklar birleşik bir toplum oluşturmaktan uzak olup birbirine düşman birçok kabileye bölünmüşlerdir. İ.Ö. 5. yüzyılın ikinci yarısında, Trakya’nın Pers işgalinden kurtulmasından sonra en kuvvetli kabile olan Odrys hanedanının yönetimi altında bir Trakya kralığı kurmayı başarabilmişlerdir. Trakya İ.Ö. 7. yüzyılda Grek kolonilerinin kurulmasıyla ticarete açılmıştır. Bu dönemde Trakya’nın Marmara kıyılarında Megaralı ve Samoslu kolonistler tarafından kentler kurulmuştur (Selymbria, Bizanthe, Perinthos). Ancak antik kaynaklar (Homeros, Herodotos, Ksenophon) ve arkeolojik bulgular koloni kentler kurulmadan önce de burada kentlerin bulunduğunu ve yerli halkın hem birbirleriyle, hem de yeni gelenlerle sürekli çatışma halinde olduğunu göstermektedir. M.Ö. 514-513 yıllarında Pers Kralı Dareus’un İskit seferinden sonra Trakya Pers egemenliğine girmiştir. Bu egemenlik M.Ö. 478-477′de Atina’nın Pers tehlikesine karşı kurduğu Attika-Delos deniz birliğinin Persler’i Trakya’dan temizlemesine kadar devam etmiştir. M.Ö. 342 yılında Makedonya Kralı II. Philip Trakya’yı topraklarına katarak Odryus krallığını kendisine bağlamış, İskender’in ölümünden sonra Trakya Lysimakhos’un egemenliğine girmiştir. M.S. 19. da Roma İmparatoru Tiberius’un Trakya’ya bir vali göndermesiyle başlayan gelişmeler M.S. 46 yılında İmparator Claudius’un Trakya’da Roma eyaletini kurmasıyla sonuçlanmış ve Trakya uzun yıllar Roma hakimiyetinde kalmıştır. M.S. 395 yılında İmparatorluğun ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) içinde kalan Trakya 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Tekirdağ’ın en eski adı Bizanthe’dir.(Bizanthe antik kentinin yeri daha önceleri Tekirdağ’a lokalize edilmişse de, son yıllarda Barboros’da bulunan yazıtların Prof. Dr. M. Hamdi SAYAR tarafından okunması ve bölgede yapılan araştırmaların sonucu antik Bizanthe kentinin, Barboros olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır.) Antik Çağda Yunanlılar bu kenti Rhaidestos; Romalılar ise Rhaedestus diye adlandırmışlardır. Kente Ortaçağda Rodosto adı verilmiştir. Kent bugünkü adını güneybatısındaki Tekfur Dağı’ndan almıştır.

BARBAROS BELDESİNİN KURULUŞU VE TARİHSEL GELİŞİM
Antik Kaynaklardan, İ.Ö 6. Yüzyılda, Propontis ( Marmara ) Denizinin kuzey kıyılarında, Samoslu Kolonistlerce kurulmuş Bizanthe adıyla anılan bir kentin varlığı bilinmekteydi. Yine Homeros, Herodot ve Ksenephon’a göre, koloni kentler kurulmadan öncede bölgede yerli halklar yaşamaktaydı. Bizanthe antik kentinin yeri daha önceleri Tekirdağ’a lokalize edilmişse de, son yıllarda Barboros’da bulunan yazıtların Prof. Dr. M. Hamdi SAYAR tarafından okunması ve bölgede yapılan araştırmaların sonucu antik Bizanthe kentinin, Barboros olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Trakya, M.Ö.514-513 yıllarında Pers Kralı Dareios’un İskit seferi sonrasında Pers egemenliğine girmiştir. Bu egemenlik, M.Ö.478-477 da Atina’nın Pers tehlikesine karşı kurduğu Attika-Delos deniz birliği tarafından Perslerin Trakya’dan çıkarılmasına kadar devam etmiştir. Odrys Kralı Kotys (İ.Ö.384-359) Trakları bir birlik altında toplayarak güçlü bir krallık kurmuştur. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu Kersepleptes’in (İ.Ö.359-341) Makedonya Kralı II.Philip’e yenilmesiyle Trakya toprakları tamamen Makedonyahakimiyetine girer. İskenderin ölümünden sonra Trakya’ya Lysımachos egemen olur. M.S.19 da Roma imparatoru Tiberius’un Trakya’ya bir vali göndermesiyle başlayan gelişmeler, M.S 46 yılında İmparator Cladius’un Trakya’da Roma eyaletini kurmasıyla sonuçlanmış ve Trakya Bölgesi uzun yıllar Roma hâkimiyetinde kalmıştır. Antik dönemde küçük bir sahil kenti olan Bizanthe’nin adı sonradan Panion ve Panidos olarak değişmiş, günümüzde ise Barboros olmuştur. Kendi adına sikke darp etmiştir. Antik yerleşim alanı bugün çoğunlukla yeni belde yerleşmesinin altında kalmış olsa da, belde sahilinde, Mezarlık ve Madenler Mevkilerinde kültürel varlıkların izlerine rastlanmaktadır. Barboros Beldesinde önceki yıllarda yapılan hafriyatlarda çıkartılarak Tekirdağ Müzesine getirilen buluntular arasında 397 Env.No’da kayıtlı iki süvarili, yüksek kabartma, mermer stel ile 323 Env.No’lu Grekçe yazıt İ.Ö. 4.yüzyıla tarihlenen eserlerdir.397 Env.No’lu mezar steli Prof.Dr. İnci Delemen tarafından “ A Grave Stele from Barboros on the Propontis” başlığı altında EPIGRAPHICA ANATOLICA 34, sayfa 189-195 de yayınlanmıştır. Halen Selanik Müzesinde sergilenen iki adet kore heykeli ( İ.Ö 6. yy ) Barboros’tan götürülmüştür. Yine sağlık ocağı hafriyatından çıkan yazıttan, inşaat alanında antik dönemde Sin Mabed’i ( tapınak ) olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Panidos’un geç dönemlerde önemli bir dini merkez olduğu bilinmektedir. Barboros Madenler Mevkii, İ.Ö. 5. yüzyılın siyah boyalı, perdahlı karakteristik seramiğinin bolca görüldüğü bir alandır. III. Derece arkeolojik sit alanı olan bu bölgede Tekirdağ Müzesince arkeolojik sondaj kazıları yapılmaktadır. Barboros Beldesinin hemen batısında mezarlık mevkiinde denize paralel uzanan surlar en az iki evre halinde izlenebilmektedir. Barboros Beldesince halen mezarlık olarak kullanılan bu alanın güneyinde, yoğun olarak Roma ve Bizans seramiklerinin görüldüğü sahaya, Kültür ve Truzim Bakanlığının 07.06.2006 gün ve 91024 sayılı ruhsatlarıyla Tekirdağ Müzesi başkanlığında, Trakya Üniversitesi Arkeoloji Ana Bilim Dalının katılımıyla kurtarma kazıları yapma izni verilmiş, kazılar sonucunda bu alanda 13.yüzyıla tarihlenen bir kilisenin varlığı belgelenmişti Doğu-batı istikametinde uzanan taş ve tuğla karışımlı duvar bulgularıyla açığa çıkan kilisenin apsis genişliği 162 cm. dir. Yapının iç duvarları geometrik bezemeli, mavi ve kırmızı renkli fresklerle süslüdür. Bazı mekanlarda sigrafitto parçalarına rastlanmıştır.Bir açmada bulunan 9 ayrı iskelet bu dönemdeki gömütler hakkında fikir vermektedir.. 2006 yılında gerçekleştirilen çalışmalarda ayrıca sahil kesiminde görülen surların batıya doğru devamı bulunarak gün yüzüne çıkartılmıştır. Gerek küçük buluntular, gerekse mimari elamanların ışığı etrafında incelenmesi neticesinde bu alanın antik Bizanthe kentinin Geç Roma ve Bizans dönemlerinde yayılım alanı olduğu tespit edilmiştir. M.S. 395 yılında Bizans İmparatorluğu sınırları içinde kalan Barboros, 1353 yılında Türklerin Trakya’ya geçmesiyle başlayan süreçte, 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra tamamen Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. kaynak: Barbaros Belediyesi

HERAION TEIKHOS
Yeri: Heraion Teikhos antik kenti, Tekirdağ il merkezinin 15 km doğusunda, İstanbul-Tekirdağ karayolu üzerinde, Çitlembik Çayı’nın ağzının doğu yakasında, Karaevli Köyü’nde, Karaevlialtı Mevkii olarak adlandırılan bölgededir. Önceki yıllarda Karaevlialtı’nın antik Mokasura yerleşmesi olduğu düşünülmüştür [Taşlıklıoğlu 1961:1; Taşlıklıoğlu 1971:93]. Herodotos’un da söz ettiği [IV, 90] bir yerleşme olan Hieron Teikhos, Samos kolonisidir ve daha sonra Hiereo olarak anılmıştır [Sayar 1990:214]. Konumu ve Çevresel Özellikleri: Tarla görünümünde olan alanda, günümüzde artık çalışmayan Salat Yağ Fabrikası antik kentin bir kısmının üzerinde yer almaktadır. Bu fabrikanın LPG dolum tesisi olarak kullanıma açılması söz konusu olduğunda, tahribatı önlemek için hızla kazı çalışmalarına başlandığı belirtilmiştir.

TARİHÇE
Araştırma ve Kazı: Z. Taşlıklıoğlu tarafından Trakya’da Epigrafya Araştırmaları sırasında incelenmiş bir bölgedir. Ancak o dönemde Karaevlialtı Köyü’nde Mokasura lokalize edilmekteydi. V. Sevin tarafından 1980-81 yıllarında Kuzey Marmara kıyı şeridinde araştırma yapılmış ve buradan da seramik parçaları toplanmıştır. M. Özdoğan’ın bölgede yapıtığı yüzey araştırmalarında ise Klasik Dönem’e ait seramikler toplanmıştır. 2000 yılında Tekirdağ/Karaevlialtı Mevkii’nde, tarla olarak kullanılan bir arazide, Tekirdağ Müzesi işbirliğiyle, N. Atik ve M.A. Işın tarafından ilk kazılar başlatılmıştır. Kazı öncesi bölgede yüzey araştırması gerçekleştirilmiştir. Kazı 2002 ve 2003 yıllarında bürokratik nedenlerle kesintiye uğramış, 2004 yılından itibaren devam edilmiştir.Tabakalanma: MÖ 4. yy buluntuları ele geçen alanın hemen yanındaki tabakada, yaklaşık aynı seviyede Demir Çağı’na tarihlenen çanak çömlek parçalarının ele geçmesi, Kral Kersebloptes dönemi yapısının Demir Çağı kültür katının üstüne oturtulmuş olduğunu göstermiştir. Buluntular: Mimari: 2000 yılı kazısında ilk sondajda MÖ 4. yy’a ait kulesi olan bir sur açığa çıkartılmıştır. Çalışma genişletildiğinde şehrin kuzey kapısı olduğu anlaşılmıştır. 2001 yılında şehrin Akropol Suru’nun içerisinde çalışılmıştır. Aynı yıl devşirme malzemelerden büyük mermer bir avlu ve onun etrafını çeviren duvarlar bulunmuştur. Buluntular ile burada bir Asklepios Tapınağı olması gerektiği düşünülmüştür [Atik (N) 2002: 67].
Çanak Çömlek: V. Sevin tarafından yapılan yüzey araştırması buluntuları arasında en eski olarak değerlerdirilen seramikler, lotus yapraklarıyla bezenmiş Doğu Yunan türünde tabaklardır. Yaban Keçisi Üslubu’ndaki bu tabaklar MÖ 7. yy’ın son çeyreğine aittir. Bunlardan özellikle kalın krem astarlı olan bir tanesi [Sevin 1986:550, lev. 301a] gerek astarının kalınlığı gerekse boş alanları doldurmada kullanılan motifleri nedeniyle diğerlerinden biraz daha erkene, Rodos A evresinin ikinci bölümüne, başka bir deyişle Orta Rodos A evresinin ikinci bölümüne tarihlendirilmiştir. Bulunan diğer üç parça çok ince beyazımsı astarıyla Yaban Keçisi Üslubu’nun MÖ 600 yıllarından itibaren başlayan B evresine ait olduğu düşünülen tabaklardır [Sevin 1986:551, lev. 301b-d]. M. Özdoğan tarafından yapılan yüzey araştırmalarında da Klasik Dönem’e tarihlenen seramikler toplanmıştır [Özdoğan 1982a:40, res. 5]. 2001 yılında Akropol’ün kuzeydoğusunda gerçekleştirilen bir sondajda MÖ 4. yy’a ait kırmızı figürlü kaplar ele geçirilmiş, bu tabakanın hemen altında Demir Çağı çanak çömleğine rastlanmıştır [Atik-Işın 2006:48]. Aynı yerde MÖ 4. yy’ın ilk yarısına tarihlenen bir Sinope amphorası bulunmuştur. Kazıda MÖ 5. yy’ın ortalarından 4. yy’ın ikinci çeyreğine kadar tarihlenen yalın siyah firnisli ve iç yüzleri kazıma, rulet ya da palmet damgalı Attika seramikleri bulunmuştur [Koçel-Erdem 2002:57]. Amphora, krater, pelike, hydria, kylix, pyxis, askos, guttus, lekanis, bodur lekythos, alabastron parçaları bulunan formlar arasındadır. Kerch Vazoları üslubunda bir krater gövde parçası üzerinde MÖ 5. yy sonlarının önemli ressamlarından Meidias Ressamı tarzında Nike betimi vardır [Koçel-Erdem 2002:60, şek.7]. MÖ 4. yy’ın ilk yarısında yaygın olarak üretilen palmet desenli, bodur lekythos ve aynı tarihten ÔBulas Grubu’ kapları adıyla anılan bodur lekythos ve alabastronlar bulunmuştur [Koçel-Erdem 2004]
Figürin: Kapının batısında, Akropol surunun güneyinde tahtta oturan bir kadın figürini bulunmuştur. Tahtının arkası boyun hizasına kadar yükseltilmiş olup, köşeli olarak şekillendirilmiştir. Khiton giymiş figürinin başı yoktur. Figürin MÖ 6. yy sonu 5. yy başına tarihlenmektedir [Atik (N) 2004:45, res. 2]. Kapının girişinde, surun yakınında bulunan Aktör (Komedyen) figürini MÖ 4. yy ortalarına tarihlenmektedir [Atik (N) 2004:46, res. 3]. Mermer avlulu yapıda adak figürinleri bulunmuştur. Akropol kuzey kapısının civarında MÖ 5. yy’a ait pişmiş toprak, yaklaşık 19 cm yüksekliğinde Satyr başı bulunmuştur [Atik-Işın 2006:49, res.3].
Sikke: 2000 ve 2001 yılında Akropol’de yapılan kazılarda dolgu toprağı içinde MÖ 5.-3. yy’lara ait sikkeler bulunmuştur. Kazı çalışmalarında, Odrys krallarından Hebryzelmes dönemine (MÖ 390/87-383) tarihlenen -en erken sikke buluntusu olan- sikkenin ön yüzünde diademli ve sakallı bir tanrı betimi, arka yüzünde kotyle ya da kypsela vardır. Sikkede Hebryzelmes’in adının ilk dört harfi olan “EBPY” yazısı yer alır. Tanrı Zeus veya Apollon başı olarak yorumlanmıştır [Dönmez-Öztürk 2003:49]. Kersobleptes dönemine tarihlenen diğer bir sikkenin ön yüzünde kadın başı, arka yüzünde kotyle ya da kypsela betimi ve Odrys krallarından Kersobleptes’in (MÖ 359-42/1) adının ilk üç harfi olan “KEP” yazısı vardır. Mezar: Akropol sur duvarları içinde, devşirme malzeme ile şekillendirilmiş sağlıkla ilgili işlevi olan yapıda Arkaik ve Klasik Devir mezar taşlarının duvar örgüsü ya da döşemelerde kullanıldığı anlaşılmıştır [Atik-Işın 2006:49, res.8, 10].
Hayvan Kalıntıları: Mermer avlulu yapının bir köşesinde ezilmiş, yakılmış, kül haline getirilmiş -giysilere renk vermekte ve ilaç yapımında kullanılan- bir çeşit deniz minaresi kalıntısı (mureks) bulunmuştur. Diğer: Mermer avlulu yapıda tıp aletleri bulunmuştur. Kral Kersebloptes dönemine ait -yangın geçirmiş bir tabakadan- ahşap dokuma tezgahı ve ağırlıkları bulunmuştur.
Kalıntılar:
Yorum ve tarihleme:
Kazı öncesi gerçekleştirilen yüzey araştırmasında ele geçirilen taş alet, çanak çömlek gibi küçük buluntularla yerleşimin MÖ 3. binyıldan MS 13. yy’a kadar kesintisiz iskan gördüğü tesbit edilmiştir [Atik-Işın 2006:47]. Geniş bir alana yayılmış olan bu Thrak yerleşimi uzun süre, büyük bir ihtimalle Thraklar’ın Anadolu’ya geldikleri Demir Çağı’ndan itibaren iskan edilmiş, Klasik ve Hellenistik Devirde parlak dönemlerini yaşamış, varlığını Bizans Dönemi’nin sonuna kadar sürdürmüş bir liman kentidir. Kral Kersebloptes dönemi yazılı kaynaklardan iyi bilinmektedir. Klasik Devir-Erken Roma Dönemi’ne ait çanak çömleklerin bir kısmının bölgede üretildiği de anlaşılmıştır [Atik-Işın 2006:50]. Çanak çömlek buluntuları, önemli bir liman kenti konumundaki antik kentin çevresi ile yürüttüğü yoğun ticaret ilişkilerini ve zenginliğini göstermektedir. Bu ticaret ilişkileri sonucunda dönemin modası olan zengin bezemeli çanak çömlekler Klasik Dönemlerin önemli üretim merkezi Yunanistan’ın Attika Bölgesi’nden buraya ithal edilmiştir [Koçel-Erdem 2003:48].

Karaevli Harekat Tepe Tümülüsü:
Tümülüsün orijinal yüksekliği 22 m olup çapı 97 m kadardır. Tümülüste yapılan kazı sonucunda Trak Odyris Kabilesi krallarından Kersepleptes’e ait olduğu düşünülen sandık mezar buluntularıyla birlikte ele geçmiştir. Buluntular arasında altın kaplama boncuklarla süslü erguvani renk kraliyet elbisesi, meşe dalı şeklinde kraliyet tacı, sarmaşık dalı şeklinde Diyonizos Rahipliği tacı, bir kraliyet yüzüğü, ayaklarında sandaletleriyle ele geçmiştir.
 
Naip Tümülüsü:
Naip Köyü’nün çanakçı ovasında doğal bir sırt üzerinde yaklaşık 17 m yüksekliğinde 90 m çapında bir tümülüstür. 1984 yılında kazısı yapılmıştır. Tümülüsün içinde bir dramos, dramostan sonra merdivenle ulaşılan bir mezar odası bulunmaktadır. Mezar odasında mermerden bir ölü yatağı, bir ziyafet masası, iki adet te sehpa bulunmaktadır. Küçük buluntular arasında gümüş kaseler, gümüş kepçe, gümüş süzgeç, bronz kandil, bronz kandil ayağı, bronz kalkan, bronz at koşumları, altın düğmeler yer almaktadır. Gömülen kişinin mezar yatağı üzerindeki kemikleri bulunamadığından kişinin kimliği konusunda buluntular üzerindeki araştırmalar sonuç vermemektedir. Mezar İ.Ö. 350 yılına tarihlenmektedir.
TEKİRDAĞ  
 
 
 


TEKIRDAG TEKİRDAG gram altın altın

Web'te Türkçe

 
Reklam  
   
Bugün 3 ziyaretçi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
www.sinemalar.com
www.sinemalar.com

Hazırlayan : Serkan